
Yarım kalmamasını umduğum bir seri.
Jamal Mahjoup’un Parker Bilal takma ismi ile yazdığı Detektif Makana serisinin, şimdilik Türkiye’de yayınlanmış olan üçüncü ve son kitabı “Hayalet Koşucu”yu okudum. Kitayurdu verileri her ne kadar umut verici olmasa da (belki başka kaynaklarda durum daha iyidir), umarım çok daha popüler olması gerektiğini düşündüğüm bu serinin devamı, daha doğrusu tamamı yayınlanır.
Sana tütünün tehlikelerine dair bin tane rapor gösterebilirim. Ama hiç biri bunların verdiği rahatlığın yerine neyi koyacağımızı söylemiyor.
Sudan’da başlayıp Kahire de devam eden ama nedense İstanbul’da yaşanıyormuş gibi tanısık gelen biri macera.
Başlarken yine Kahire’deyiz. Kahire’nin keşmekeşinden, trafikteki korna seslerinden, arka sokaklarındaki ağır yaşam koşullarından bunalan Makana, yine bir iş üzerindedir. Makana, sıradan insanların dünaysında, Mısır’ın ünlü bir avukatını takip ederken, 11 Eylül saldırılarını fırsata çevirmeye çalışan küresel güçlerin dünyası, Büyük Ortadoğu Projesi için uğraşmaktadırlar.
Ancak bu kez Kahire turumuz kısa sürüyor; şüpheli bir yangında feci bir şekilde ölen Kerime’nin katilini bulmak için tutulan Makana, şüphelerinin peşinde uzağa Siva’ya gidiyor. Orada Kerime’nin katilinden bir iz ararken, istemeden de olsa şehirde işlenen diğer cinayetlerin zanlılarını bulmak için yerel polise yardım etmek zorunda kalıyor.
Ancak, ilk kitaptan öğrendik ki, işin içinde Makana varsa, hiçbir şey yukarıdaki paragrafta anlatıldığı kadar basit olmuyor. Önceki hayatında kör talih mıknatısı olması muhtemel Makana’nın başı kirli polisler, rüşvetçi devlet adamları, sıradan olmalarına rağmen karanlık ilişki ağlarına bulaşmış, büyük adamları tanıyan küçük haydutlar ile derde giriyor. Bu kitabın “cennet vatanımdan izler” temasında ise karşıdan bakınca ahlak timsali, namus abidesi gibi görünen ama kendi içlerinde yaşanmak kaydı ile her türlü ahlaksızlığı kanıksayan, unutan, devlet sırrı gibi saklayan, dahası failleri değil de kurbanları ya da ortaya çıkarmaya kalkanları suçlayan, top yekun bir şehir halkını görüyoruz.
Serinin ilk iki kitabına göre siyasi göndermeler ve tahlillerin kısmen daha az, ancak polisiye yönüyle çok ama çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Yazarın dili yine kusursuz. Çölün kavurucu sıcağının altında beyni pişen, fırtınanın savurduğu kum tanecikleri gözlerine dolan Makana değil de sanki benmişim gibi hissettim sık sık.
Makana yine bildiğiniz gibi, yine melankolik, yine meraklı ve yine her zamanki gibi yürüyen bir at nalı kadar şanslı. Bu kez awamasında* saldırıya uğramasa da binbir türlü ölüm tehlikesi atlattı ve hepsinden son anda kurtuldu. Lakin bu sonsuz şansının serinin son kitabına kadar gideceğini düşünsek bile akciğer kanserinden koruyacağından emin değilim. Bu kadar sigara içilir mi arkadaş? İçtiği sigara da anladığım kadarıyla bizim vakt-i zamanının Kısa Samsun’u gibi bir şey. Tam emin değilim ama galiba resmi bu. Pek bilinen bir marka değil anlaşılan resmi bulmam epey zor oldu.

İki ve üçüncü kitaplardaki çeviri daha iyi olmakla birlikte, son okuma da yer yer eksiklikler var. Sanki çevirmen, ‘burası şimdilik böyle dursun sonra toparlarım’ demiş ama sonradan unutulup öyle kalmış gibi; ama çok önemli değil. Sadece heyecanlı bir polisiye olarak değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun vahalardan bataklığa dönüşümüne içeriden bir bakış açısı hakkında fikir sahibi olmak için bile okunabilecek güzel bir kitap. Hem Mısır’ın ve Ortadoğu’nun (ve hatta ülkemizin) hem de Makana’nın burada bahsetmek istemediğim özel durumu nedeni ile tamamının yayınlanmasını istediğim enfes bir seri teşekkürler Kırmızı Kedi.
*Mısır’ın başkenti Kahire’de, özellikle Nil Nehri kıyılarına demirlenmiş geleneksel yüzen evlere ve ahşap barınaklara Awama adı verilir.