
Esnaflığı zayıf bir Yahudi’nin hikayesi
Sonunda… Neredeyse bir aya yaklaştı. Sanırım okuduktan sonra yorum yapmakta en çok geç kaldığım kitap bu oldu. Son derece yoğun ve yakın zamanda da azalacak gibi durmayan bir iş temposu, akıl sağlığımı korumak için uzak durmaya çalıştığım, son derece berbat ve yakın zamanda da düzelecek gibi durmayan bir gündem arasında ancak vakit bulabildim. Saat şu an sabahın 06:30’u. Lakin bu esnada notlarımı kaybetmişim. Bakalım elde ve akılda kalanlarla neler yapabileceğim.
Bir çocuk koştuğu yeri asla unutmaz.
Edirne Kitap Okur Grubu ile (bu arada bu gruba daha telaffuz edilebilir bir isim önermeliyim) okuduğum 5. kitap. Görünen o ki, bu kitaplar sitemde ayrı bir başlık altında toplanmayı hak edecek rakama ulaşmak üzere. İlk fırsatta bir ayarlama yapmalı.
Brooklyn’de bakkal dükkanı işleten Morris’in işleri, bugüne kadar hiçbir Yahudi hikayesinde rastlamadığımız kadar kötü gitmektedir. Derken, uğradığı bir soygun sırasında yaralandıktan sonra iyileşmeyi beklerken, teklif beklemeden kendini dükkana çırak ilan eden Frank Alpine sayesinde işleri biraz olsun düzelir. Frank, bir yandan Morris’in kızı Helen’e olan aşkından dükkanı kalkındırma planları yaparken, bir yandan da kasadan para tırtıklamaya başlar.
Acı yoksul insanlar içindi.
Genel olarak bakıldığında, okur üzerinde iz bırakacak, hakkında bir şeyler tartışılabilecek bir kitap değil. Ancak her sayfada, bir sonraki sayfa heyecanlı bir şeyler olacak hissi okura başarılı bir şekilde verilmiş. Okumak istemiyorsunuz ama elinizden de bırakamıyorsunuz. O dükkanın kasaveti rutubeti, Morris ve İda’nın yoksulluğu, Helen’in umutsuzluğu, Frank’ın çarpık ahlak anlayışı çok iyi yansıtılmış. Hani şu sürekli karanlık ve ıslak atmosferli yerlerde geçen, iki üç kişi ile çekilen, sanatsal açıdan harika, görsel açıdan facia festival filmleri gibi

Kafka Yayınlarının bastığı kitabın kapağını, özel bir neden olmasa da güzel buldum. Bence kitabın havasını yansıtmış. Birkaç yerde bir iki yazım yanlışı olsa da göz ardı edilmeyecek kadar değil ancak çevirmenin Yahudi karakterlerin İstanbul’un Rum Meyhanecileri gibi konuşturulmalarını beğenmedim, saçma buldum.
Tüm bu bilgiler ışığında, iyi ki okudum diyemesem de, zaman kaybı da diyemedim. Ama tüm grubunda onaylayacağını düşündüğüm gibi, toplantı yerinin de etkisi olmakla birlikte, toplantısı en vasat geçen (benim katıldıklarım arasında) kitap olduğu kesin.