Sevgili Yazar Dostum

𝗦𝗘𝗩𝗚İ𝗟İ “𝗬𝗔𝗭𝗔𝗥” 𝗗𝗢𝗦𝗧𝗨𝗠

Bu yazıyı hatırla, çünkü bu yazı senin için yazıldı.
Tüm heyecanını kaybettiğinde, her etkinlik birbirinin aynısı olmaya başladığında, Her imza gününe gelen apartman komşuların, eski iş arkadaşların, belki meşhur olursun diye yanında bulunmak niyetiyle standına gelip kitap imzalatan okul arkadaşların artık gelmeyi bıraktığında, Ucundan yakaladığını sandığın “şöhret”in parmaklarının arasından kayıp gittiğini hissettiğinde, O şöhretin aslında, bir gün patlamaya mahkûm bir balon olduğunu anladığında, Çevrendeki haset insanların sana olan desteğini birden çektiğini anladığında ve kıyıda köşede senin dedikodunu yapmaya başladıklarını duyduğunda, bu yazı gelsin aklına.


Kitapçıların ve yayınevlerinin çoğunun, senin yolundaki iyi niyetli romantik yolcular değil, tamamen “tüccar” olduklarını anladığında, “Bir miktar” paranı almadan kitabını basmadıklarında, Kitabının satışı için hiçbir gayret göstermediklerinde, Evindeki yığın yığın basılmış kitaplarınla baş başa kaldığında, bu yazı gelsin aklına.


Belediyelere kitap satmanın sana Nobel getirmeyeceğini ya da bu yolla zengin olamayacağını anladığında, Seninle sohbet eden eşin dostun, her seferinde muhabbeti “Yaa, bir kitaptan kaç lira kalıyor?” sorusuna getirmeye başladığında, Katıldığın her etkinlikte yanına gelen, “kedi-eti-yedi” uyağıyla şiir yazan insanların kendilerine kolaylıkla “şair”; hayatında kişisel kültürüne hiç yatırım yapmamış, hasbelkader yazılarını tek bir baskıda toplamış insanların ise kendilerine rahatlıkla “yazar” dediklerini görüp onlardan sürekli nasihat dinlemeye başladığında, bu yazı gelsin aklına.


Bir etkinlikte sabahtan akşama kadar, 8-10 saat kalmanın seni “edebiyatçı” değil, ancak “esnaf” yaptığını anladığında, Sana yaklaşan STK’ların, siyasi partilerin ve diğer çevrelerin çoğunun seni bir entelektüel değil, bir etkinlikte kullanılacak “araç” olarak gördüğünü anladığında, Heyecanla üye olduğun Yazarlar Konfederasyonu’nun, yazarlar derneklerinin, edebiyatçı kulüplerinin tamamen “körler-sağırlar” gruplarından ibaret olduğunu ve hiçbir işlevlerinin olmadığını fark ettiğinde, Etrafın, “Hocam, biz çok iyi yazarız da toplum okumuyor!” zırvasına sığınan “yazarlar” ile dolduğunda, bu yazıyı hatırla.


“Yazarlığın”, “Herkes bir gün beş dakikalığına meşhur olacak.” sözüne hizmet eden geçici bir heves değil; hayat boyu sürecek, deneyimlenecek ve emek verilecek entelektüel bir yolculuk ve kariyer olduğunu anladığında, “Bizim kırtasiyeye de kitap bırak, satarız.” diyen esnaflar kitaplarını aldıktan sonra sana hiç geri dönüş yapmadığında, Kitaplarını basan yayınevleri seni sürekli olarak “salladığında”, hangi yayınevine gitsen bir öncekinden daha beteriyle karşılaştığında, bu yazıyı hatırla.


Verilen sözler tutulmadığında, Yazmakla dert yanmak arasında kaldığında, Kitap yayımlamanın romantik değil, daha çok endüstriyel bir hadise olduğunu anladığında, “Yazmaya ayırdığım süreyi acaba hayatımdan mı çalıyorum?” kaygısına düştüğünde, Dost bildiğin arkadaşlarının arkandan “Aman, bu da yazar oldu; başı göğe erdi.” minvalinde dedikodular yaptığını duyduğunda, bu yazıyı hatırla.


Ve o zaman tekrar konuşalım.

Dipçe: İşbu yazı değerli büyüğümüz Mevlüt Yaprak’ın paylaşımlarından alınmakla birlikte asıl sahibi bilinmemektedir. Bilen varsa lütfen paylaşsın.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık