
Eşimle her yıl gitmeye gayret ettiğimiz İstanbul Tüyap Kitap Fuarı ritüellerimizden biri de sahafların salonuna mutlaka uğrayıp, asla bulamayacağımız bir kitabı sorarken rasgele görüp beğendiğimiz bir kitap alıp geri dönmektir. Geçen yıl Zecharia Sitchin’den Gökyüzüne Merdiven isimli kitabı ararken yerine Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklarını, bu yıl ise yine bulamadığımız Cüneyt Arkın-Adını Unutan Adam yerine şu an elimde tuttuğum Vladimir Dudintsev’in Bir Yılbaşı Öyküsü isimli kitaplarını aldık. Ne alaka
demeyin, zira bu alışverişleri yaparken belirli bir mantık yürütmedik.
En değerli düşüncelerin, sırf bu amaçla saatlerce masa başında oturduktan sonra bulduklarımız değil de, hiç uğraşmadan, örneğin sokakta yürürken kendiliğinden doğan düşünceler olduğu bilinen bir gerçektir.
Güneş ışınlarının bilinmeyen özellikleri üzerine araştırma yapan bir laboratuvarda çalışan kahramanımız, çok az bir zamanının kaldığını öğrenince, zamanını daha
iyi kullanması gerektiğinin farkına varır. Artık eskisi gibi rakipleri ile gereksiz tartışmalara ayıracak vakti yoktur. Bunun yerine bir yıllık bir zaman zarfında birkaç yıllık hayat yaşamak zorundadır.
En acı sözler daima küçük harflerle yazılır.
Muhtemelen (tam emin değilim) Rus folklorunda bir anlamı olan bir Baykuş, baştan sonra kadar karakterimizi izliyor. Karakter demişken, kitaptaki hiçbir kimsenin ismi verilmemiş. Bunun yerine Bay S., şefimiz, muzip arkadaşımız gibi tamlamalar kullanılmış. Sadece ve sadece 54 sayfalık bir kitap olmasına rağmen, hayata dair onlarca güzel söz öbeğine sahip.
Yaşam yalnız bir kere yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla içmek gerek.
Tezgâhındaki kitapların tanesini 3, üç tanesini 10 TL’ye satan bir garip sahaftan aldığımız Bir Yılbaşı Öyküsü, Gelenek Yayınları tarafından 1999 yılında (ilk baskı 1974) olmasına rağmen matbaadan yeni çıkmış gibi pırıl pırıl. Muhtemelen bugüne kadar hiç kimse kapağını açmadan benim elime geçti.
Özellikle satın almanızı tavsiye edemem ama tesadüf ederseniz mutlaka bir şans verin derim.